16 Şubat 2009 Pazartesi

The Bard's Song- Blind Guardian

Now you all know
The bards and their songs
When hours have gone by
I'll close my eyes
In a world far away
We may meet again
But now hear my song
About the dawn of the night
Let's sing the bards' song
Tomorrow will take us away
Far from home
No one will ever know our names
But the bards' songs will remain
Tomorrow will take it away
The fear of today
It will be gone
Due to our magic songs
There's only one song
Left in my mind
Tales of a brave man
Who lived far from here
Now the bard songs are over
And it's time to leave
No one should ask you for the name
Of the oneWho tells the story
Tomorrow will take us away
Far from home
No one will ever know our names
But the bards' songs will remain
Tomorrow all will be known
And you're not alone
So don't be afraid
In the dark and cold
'Cause the bards' songs will remain
They all will remain
In my thoughts and in my dreams
They're always in my mind
These songs of hobbits, dwarves and men
And elves
Come close your eyes
You can see them too..

kar


Gece huzursuz geçmişti.yine aklında bin bir soru işaretleri ve bin bir plan dönüp duruyor ,uyutmuyordu. Sabah odasına doğan gri güneş masal diyarından gerçekliğe dönmesi gerektiğini acı bir şekilde anımsattı usulca doğruldu yatağından ve perdelerini açtı yeni güne..
Doğa ana ona bir sürpriz hazırlamıştı! Bir süre bu doğa mucizesi soğukluğu izledi .hayatta kendisi gibi buz tutmuştu sanki. Ruh hali yansımıştı doğaya her zamanki gibi..siyahla beyazların dansıydı..gözleri buğulandı ve bir melodi çalmaya başladı kulaklarında ..bir kemanın acı çığlıkları ve yan flütün yankılı sesi işte yeniden ‘orta dünyanın kapıları’.. bu sefer ıssız bir mağaraya sığınmıştı ..ne ateş yanıyordu ne de başka bir canlılık belirtisi . yapayalnız dışarı bakıyordu . mağaranın ufak deliğinden rüzgarın sert nefesi uğulduyordu kulaklarında .ve o sert uğultuya eşlik eden keman sesi..uzunca bir süre yüksek dağın tepesinden manzarayı izledi .dumanlı nefesi bile havada asılı kalıyordu . tüm endişelerinden uzakta hiçbir yere yetişmeksizin donup kalmıştı zaman. Uzaklardan çok uzaklardan yankılı gelen ayak sesleriyle irkildi. Kendini yalnız hissederken yadırgamıştı ayak seslerini . yaklaştıkça bir ısı , bir ışık yayılıyordu . ilk başta duymamazlıktan geldi. Hiçbir canlı bu manzarayı izlemekten alıkoyamazdı onu. Uzun siyah saçları karla kaplanmıştı . ve gözleri alışmıştı saf beyazlığa .. elinde yakmış olduğu ateşle yaklaşan cisim belirginleşmeye başladı . alevler kusursuz bir yüzü çevreliyordu . tanımıştı ! o şövalyeydi bu ! sislerin içinde kaybolup giden ve döneceğine dair sessizce yemin eden şövalye.. yanında durdu ve manzarayı derin mavi gözleriyle izlemeye başladı . sözsüz konuşmalarında şövalye kıza hayattan aynı manzaraları tattıklarını .. aynı melodilerle melankoli diyarlarında dolaştıklarını belki de aynı rüyaları gördüklerini anlattı . hissettiği yoğun hislerle bir anda şövalyenin sıcak ellerinden tuttu. Yürümeye başladılar mağaranın derinliklerine . ilk bakışta küçük olan mağara yürüdükçe kapılarını ,mucizelerini göstermeye başlamıştı . keman sesi daha bir yankılıydı daha bir hüzünlü . yine bir veda vaktinin yaklaştığının sessiz şövalyenin gitmesi gerektiğini anımsatan türden acı acı çınlayan keman sesi ..mağara ise kızın kalbi gibi buz kaplıydı .. sarkıtlar dikitler vardı elbet .. bu da bir şekilde insanların daha derinlere ilerlemelerini engelliyordu . yürürken sendeleyen kızı şövalyesi koruyordu . düşmesine,yok olup gitmesine izin vermiyordu her defasında . mavi buzdan yansımalarına baktı kız .. sanki mağara ikilemlerden ve yansımalardan oluşuyordu ve minicik gölgeler geziniyordu içerde. Hiçbir etkisi olmayan minicik insan gölgeleri . mağaranın kalbine ulaştıklarında gördüğü saflık ve temizlik karşısında irkildi kız . hiçbir yaratık bu saflığı bu yalnızlığı kirletemezdi .hiçbir nefes erişemezdi . sadece sessiz şövalyesiyle bir mabetti.. bir kaçıştı … huzur kaplarken yüreğini şövalyesiyle göz göze geldi . gitme zamanıydı .. dizleri üstüne çöken şövalye kızın tuttuğu elini sıcak dudaklarına değdirdi . ufak narin bir öpücük kondurdu buz tutmuş ele … sonra da döndü arkasını ve ikilemlerin arasından kayboldu. Kız bir anlık irkilmesiyle odasında buldu kendini yeniden .. cam açık belki dakikalarca kaybolmuştu bu mucize karşısında .. derin bir nefes aldı ve rutin koşuşturmalarında yeniden kayboldu ..

sis

Her kilometrede uzaklaşırken şehrin kalabalığından, insancıklar ve insan yapımı nesneler de varlığını yitirmeye başlamıştı . yine de tamamen yok olmayan o lanet nesneler rahatsız edici derecede fazlaydı. Bir an gözlerini kapatıp bu nesnelerin yok olduğunu hayal eden kız kulağında sevdiği müzikleri dinleyebildiği ve bağımlı olduğu yine insan yapımı nesneye gizlice hayranlık duymadan edemedi . hem seviyordu hem de yıkıcı bir kin duyuyordu teknoloji denen canavara..badem biçimli çekik mavi gözlerini camdan dışarı dikti doğa yine süprizlerle selamlıyordu onu ..bir tutam kar birikintisine sırtını dönüp yeniden baktı ve hafızasına kazıdı . düz ovacıklar önünden şerit şerit geçerken güneşin sıcak sureti kızıllığa boyamıştı gök yüzünü.işte günün en sevdiği saati! Güneş nazlı nazlı el sallıyordu vedalaşırken . arkasında koyu mavi bir sis tüneli bırakmıştı.sis kaplamıştı ovayı , tepecikleri ve yeşilliğini koruyan ufak canlıcıkları ince bir tül şerit gibi çevrelemişti sis .. otobüs ilerledikçe sisten tünel koyulaşıyordu .. kız gözlerini açıp kapadıkça kendi hayal dünyasıyla şu anda gördüğü manzarayı birleştirip her şeyi unutuyordu sanki ..dinlediği melodilerin eşliğiyle ‘orta dünyanın kapısı’ açılmıştı işte ..uzaklardan bir at silüeti gördü ..at dört nala ona doğru koşuyordu . kız üzerinde uzun tülden ve sis rengi elbisesiyle duruyordu ıslak toprakların üzerinde ..ayakları çıplaktı..hissediyordu soğuğu tüm bedeninde.. rüzgar savururken koyu saçlarını ..sislere karışıyordu bakışları .. silüet yaklaştıkça büyüyor büyüdükçe titrek ayrıntıları netleşiyordu. Bir şövalye vardı heybetli atın sırtında ..asildi.. üstünde güneşten parlak bir zırh taşıyordu ..bir o kadar da gizemliydi .. kız heyecanlanmıştı bekliyordu iyice yaklaşmasını ve onu bir şekilde fark etmesini . şövalyenin kızı fark etmemesi imkansızdı. Sis rengi elbisesinin içinde bembeyaz teni atı da kendisine yönlendiriyordu sanki . atlı yaklaştı ..durdu.. bir el uzandı kıza .. kız tereddüt etmeden tuttu şövalyenin elini ve atladı atın üstüne .. düşmemek için tuttu zırhından şövalyenin.. bu yükseklikten başı dönmüştü .. kendini toparladı ve dört nala koşarken etrafı incelemeye başladı .. o lanet ettiği insan yapımı nesneler yok olmuştu! Müzik inanılmaz bir şekilde devam ediyordu. Ellerinin tuttuğu zırh buz gibi soğuktu,,ürperdi ama bırakmadı .. ilerledikçe bir göl fark etti . kenarında sazlıklar vardı bu daha önce her gelişinde gördüğü kurumakta olan zavallı göldü .bir anda tanımasıyla şaşkınlık nidası bırakıverdi . şövalyeyse içten içe gülümsüyordu sanki . evet o göldü.. daha mavi ve arınmıştı . kızın gözlerinin renginde parlıyordu berrak su sislerin arasından. Ufakcık su kuşları uçuşuyordu.çok mutlulardı sanki ! at durdu ve şövalye asil bir hareketle indi aşağı kızın belinden kavradı ve aşağı inmesine yardımcı oldu . yan yana yürümeye başlayan ikili hiç konuşmuyordu.kız artık merakından dolayı daha çok incelemeye başlamıştı şövalyeyi . sözleri olmayan bir melodiydi onların konuşması . tüm bu doğa ve melankoli karşısında kız ağlamaya başladı .gözlerinden süzülen bir iki damlayı asil şövalye silerken ağzından bir iki teselli sözcükleri döküldü. Farklı bir dilde konuşuyordu belki ama kız bir şekilde aşinaydı ..anladı ki şövalyenin gitmesi gerekiyordu..bir yerlerde bir şekilde yine ona doğru atını sürecekti ..kız sessizce boyun eğdi ve şövalyenin bu isteğini onayladı.. tek bir isteği vardı o da şövalyenin gülümsemesini görmekti. Parlak kaskını çıkaran şövalyenin saman sarı uzun saçları belirdi.ve ardından çekik mavi gözleri ve sonra hepsinden daha aydınlık gülümsemesi.. o bir anlık gülümseme kızı tüm hayallerinden uyandırmıştı.gözlerini açtığında camdan dışarı bakıyordu kız, o insan yapımı nesnelere..