16 Şubat 2009 Pazartesi

sis

Her kilometrede uzaklaşırken şehrin kalabalığından, insancıklar ve insan yapımı nesneler de varlığını yitirmeye başlamıştı . yine de tamamen yok olmayan o lanet nesneler rahatsız edici derecede fazlaydı. Bir an gözlerini kapatıp bu nesnelerin yok olduğunu hayal eden kız kulağında sevdiği müzikleri dinleyebildiği ve bağımlı olduğu yine insan yapımı nesneye gizlice hayranlık duymadan edemedi . hem seviyordu hem de yıkıcı bir kin duyuyordu teknoloji denen canavara..badem biçimli çekik mavi gözlerini camdan dışarı dikti doğa yine süprizlerle selamlıyordu onu ..bir tutam kar birikintisine sırtını dönüp yeniden baktı ve hafızasına kazıdı . düz ovacıklar önünden şerit şerit geçerken güneşin sıcak sureti kızıllığa boyamıştı gök yüzünü.işte günün en sevdiği saati! Güneş nazlı nazlı el sallıyordu vedalaşırken . arkasında koyu mavi bir sis tüneli bırakmıştı.sis kaplamıştı ovayı , tepecikleri ve yeşilliğini koruyan ufak canlıcıkları ince bir tül şerit gibi çevrelemişti sis .. otobüs ilerledikçe sisten tünel koyulaşıyordu .. kız gözlerini açıp kapadıkça kendi hayal dünyasıyla şu anda gördüğü manzarayı birleştirip her şeyi unutuyordu sanki ..dinlediği melodilerin eşliğiyle ‘orta dünyanın kapısı’ açılmıştı işte ..uzaklardan bir at silüeti gördü ..at dört nala ona doğru koşuyordu . kız üzerinde uzun tülden ve sis rengi elbisesiyle duruyordu ıslak toprakların üzerinde ..ayakları çıplaktı..hissediyordu soğuğu tüm bedeninde.. rüzgar savururken koyu saçlarını ..sislere karışıyordu bakışları .. silüet yaklaştıkça büyüyor büyüdükçe titrek ayrıntıları netleşiyordu. Bir şövalye vardı heybetli atın sırtında ..asildi.. üstünde güneşten parlak bir zırh taşıyordu ..bir o kadar da gizemliydi .. kız heyecanlanmıştı bekliyordu iyice yaklaşmasını ve onu bir şekilde fark etmesini . şövalyenin kızı fark etmemesi imkansızdı. Sis rengi elbisesinin içinde bembeyaz teni atı da kendisine yönlendiriyordu sanki . atlı yaklaştı ..durdu.. bir el uzandı kıza .. kız tereddüt etmeden tuttu şövalyenin elini ve atladı atın üstüne .. düşmemek için tuttu zırhından şövalyenin.. bu yükseklikten başı dönmüştü .. kendini toparladı ve dört nala koşarken etrafı incelemeye başladı .. o lanet ettiği insan yapımı nesneler yok olmuştu! Müzik inanılmaz bir şekilde devam ediyordu. Ellerinin tuttuğu zırh buz gibi soğuktu,,ürperdi ama bırakmadı .. ilerledikçe bir göl fark etti . kenarında sazlıklar vardı bu daha önce her gelişinde gördüğü kurumakta olan zavallı göldü .bir anda tanımasıyla şaşkınlık nidası bırakıverdi . şövalyeyse içten içe gülümsüyordu sanki . evet o göldü.. daha mavi ve arınmıştı . kızın gözlerinin renginde parlıyordu berrak su sislerin arasından. Ufakcık su kuşları uçuşuyordu.çok mutlulardı sanki ! at durdu ve şövalye asil bir hareketle indi aşağı kızın belinden kavradı ve aşağı inmesine yardımcı oldu . yan yana yürümeye başlayan ikili hiç konuşmuyordu.kız artık merakından dolayı daha çok incelemeye başlamıştı şövalyeyi . sözleri olmayan bir melodiydi onların konuşması . tüm bu doğa ve melankoli karşısında kız ağlamaya başladı .gözlerinden süzülen bir iki damlayı asil şövalye silerken ağzından bir iki teselli sözcükleri döküldü. Farklı bir dilde konuşuyordu belki ama kız bir şekilde aşinaydı ..anladı ki şövalyenin gitmesi gerekiyordu..bir yerlerde bir şekilde yine ona doğru atını sürecekti ..kız sessizce boyun eğdi ve şövalyenin bu isteğini onayladı.. tek bir isteği vardı o da şövalyenin gülümsemesini görmekti. Parlak kaskını çıkaran şövalyenin saman sarı uzun saçları belirdi.ve ardından çekik mavi gözleri ve sonra hepsinden daha aydınlık gülümsemesi.. o bir anlık gülümseme kızı tüm hayallerinden uyandırmıştı.gözlerini açtığında camdan dışarı bakıyordu kız, o insan yapımı nesnelere..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder